BİR ARAYIŞIN KRONİĞİ

Otomobil yorgun
tıkanıp kaldı bir kenarda

Yorgunuz 
söğüt gazilerinin toprağında bitmiş
alıçlardan yiyoruz
biraz soluklanmak
yola devam edebilmek için

Yol orada
gözlerimizi kısıp 
baktığımız ufukta
kıskaçlı vadi ağızlarında
        yol

Manzarayı değil
manzaranın 
akıp gidişini seyrediyoruz
görmemek görünmemek en iyi 
akıp gitsin
yol bunun için var

Ne yıkayan su 
ne esen rüzgârdır
toprak desen 
katılmış kalmış
kraldır güneş
manzaralaştıran odur
kaderlerimizi

Güneşe 
göz damarlarımızı 
çatlatırcasına bakmakta haklıydık
ama sırt çevirerek 
çuha çiçeklerine 
iyi yapmadık hayır
bu deresiz derunsuz gidiş 
bu düze bir türlü çıkamayış
ulu dağların doruğundan bakmakla
son bulur belki
kuşbakışı bir kent değil 
dağlı bir bakış 
aradığımız 

İki beyaz kanatlarımız
iki yanlarımızda
onları biz budadık 
isteyerek 
arzuyla
arzu kanat takınmaz
sımsıkı kavrar kökleri perçemleri
avuçlarımıza güveniyoruz biz de
tırmanacağız
onurlandırmak için
çok eski bir hevesi

Yekindik yüksünmedik yokuş teptik vardık bir doruğa ki 
///ıssız///
yoktu aradığımız

Yankımız koral
yalçın zirvelerde
yalnızken bayır aşağı pastoral
yeniden aşağılara inmeli öyleyse
güneş yakısının
dağ kabartısının bin adım 
aşağısında kımıldar hayat
su boylarında

Ne yapıp yapıp 
boylamalı suları 

Suya inmeler gazeli

suda çimmeler manisi

sudan geçmenin kasidesi

hiçbiri

Suya bakmak talihi 
bendeki
baktım
gözede göz var
dedemin gözleri bunlar
bende ne işi var

Yüzleşmenin mevsimi 
güz 
beyazda ve yeşilde 
kendini vermeyen esîr
sarıda tütüyor
tütmüyor hiçbir ocak
tütmeyişleriyle ağlatacak 
kadar boş 
vadideki kiremit damlar
boş ev – ölü gelenek 
boş doğa – ölü gerdek 

Gün alçalmada
izler siliniyor
zamanı bir maden gibi işlemeli
çoğu cüruf
azı lütuf
olsa bile
küfün ardında mıdır 
yoklaya koklaya
külün altında mıdır
yakıp kavuran her nesli 
damarı bulmak emeli

Bulusuz ve bilisiz
taş taş 
karış karış ilerliyor
asırlar önce yitirilmişin 
arkeolojisi
menzil uzun 
mevsim hazin 
melankoliden muzdariplerimiz
sıkıntıyla eşeleyerek 
çıkardığı kil kacaktan
bize fal bakmaktadır çaresiz
(işte bakın buralara kadar 
atlarıyla gelmişler
kimi yurt tutmuş tutunmuş
kimi gün batısına sefer

Atımız yorgundu gerilerde bıraktık
buralara kadar perperişan geldik
buradan öte 
buradan sonrası 
yok
kalacaksan
ayırmalı sapla samanı
kalacaksın
samanını sakla
darın
yulafın
çavdarın
dolu mu ambarın

Kirenler tün yelleri taş değirmenler
yalıncak bir güz yaratır güzel yaratır
bey söğüdünün aynasında bizler
birer turist
behey turist!
behey piknikçiler kafileciler 
kampçılar kentkaçkınları haftasoncular 
“gider yaz ayları da 
kalırsak kışa”
devreder yükümüzü kader 
hatırdan 
unutuşa


Rebiülâhir 1448 - Eylül 2026