Geçenlerde şeytanın uzun süredir aklıma gelmediğini fark edince şüphelendim. Böyle anlarda hayat bir süreliğine durur benim için. Etrafa kulak kesilirim. Acaba gündelik koşturmacanın uğultusundan mı fısıltısını seçemiyorum yoksa ruhen kendisiyle uğraşılmaya değmeyecek kadar aşağılarda mı seyrediyorum, merak ederim. Vaziyet ne olursa olsun, teyakkuz hâlinde olmam gerek. Nitekim her şeyin sütliman gidişinden şüphelenerek onun aleyhine ve kendi lehime ilk adımı atmış olurum. Kul olarak ilk vazifem boynumda bir yular olup olmadığını, kulağıma bir şey üflenip üflenmediğini bilmektir.
Şeytan gençleri ateşe önlerinden çekerek, ihtiyarları arkalarından iterek götürür. Uzunca bir süredir arkamdan konuşulduğunu, arkadan ittirildiğimi hissediyorum. Demek ki ihtiyarlığa gençlikten daha yakın bir çağımdayım. Fısıltı ve tazyiki her hissettiğimde durup beni neyin sevk etmekte olduğunu tahkike çalışıyorum. Görünürde kimse yoksa ve çıt çıkmıyorsa iyice şüpheleniyorum. Bu yüzden yolculuğum sık sık durup çevre kontrolü yapmakla kesintiye uğruyor.
Gençken heva ve hevesin boynuna taktığı iple seni diyar diyar gezdirmesi işten bile değil. İleri atılmaya can atan genci yularlayıp götürmek şeytan için zor olmasa gerek. Yaş aldıkça iş başkalaşıyor. Yaş aldıkça şeytanı ara ki bulasın, arazi oluveriyor namussuz. Ne peri suretinde ne cadı kisvesinde gören var. Tehlike de asıl o zaman tavan yapıyor. Yaşıtlarıma naçizane tavsiyem sık sık arkalarına bakmaları, bir gözlerini enselerinde taşımalarıdır. Orta yaşlara gelenlere mahsus arkadan çevirme taktikleri vardır şeytanın. İtilebilecek kıvama gelene kadar sırtınızı sıvazlar. Pohpohlar. Pışpışlar. Gıdım gıdım ama tıpış tıpış uçurumun kenarına kadar getirebilir. Orta yaşların bir gözü ensede gerek.
Peki diğer göz ne olacak? Önümüze bakmayacak mıyız? İleri doğru fazla kıpırdamayacağınıza göre kalan tek gözü ileriye bakmak için kullanmak pek akıllıca olmaz. O gözü içinize bakmak için kullanacaksınız. Gençlerin iki gözü de tamamen açık ve önlerine bakar hâlde olmalıdır. Takılıp düşmesinler diye. Düşerlerse kalıcı hasar almasınlar diye. Gençlerin dünyayı “bir ve bütün” görebilmek için iki gözün iş birliğine ihtiyaçları var. Hak Teâlâ gençlerin kahir ekseriyetine “bir”i görecek “iki”yi vermiş. Orta yaşlılar ise “biri ikiye bölerek” yaşamak, ihtiyat payı bırakmak durumundadır. Bir göz arkaya, bir göz içe bakacak. Yol geride, yolculuk içeridedir çünkü. Yolun geride, yolculuğun içeride olduğunu anlamayana yaşını başını almış denemez. Gözü hâlâ ileridedir: Yâd ellere, yabani güllere, yayılmış dallara, açılmış kollara hevesle bakıp durmaktadır.
Orta yaşlardayım. Gençken ben de bunlar kadar salak mıydım sorusu ile yaşlanınca ben de şunlar gibi bunayacak mıyım sorusunun tam ortasında. Bu çokbilmiş aralık çok sürmeyecek biliyorum. Hiç kimse gücü ilelebet elinde tutamaz. Hayırlı bildiğim işleri bu aralıkta yaptım yaptım! Sonrası muamma. Bir gerçeği şu sıralar daha derinden idrak ediyorum: Gençlik hatalarımı sevmeden onlardan ders almam mümkün değilmiş. Ve dersini almamış birinin yaşlılığı gençlik hatalarına rahmet okutacak kadar büyük pişmanlıklara sahne olabilirmiş. Hayırlı âkıbet isteyen kişi gözünü bidâyetinden hiç ayırmamalıymış. Sonumuz başlangıcımızda saklıymış ama bunları birbirine bağlayan orta yaşın ayıklayıcı ve kucaklayıcı nazarıymış.
Şeytan gençlik hatalarımıza kahretmeye, yaşlılığın getireceği zorluklardan kaçmaya iter bizi. Hâlbuki orta yaşlar âkıbet ile bidâyeti bağdaştıralım, ikisinden de istifade edecek kavrayışa ulaşalım diye var. Gençlikten yaşlılığa geçmek bir kâbus, yaşlılıktan gençliğe dönmek bir masaldır. Orta yaş evrenle yaşıt olmanın “büyük saati”dir. Dünyada olduğunu ama dünyalı olmadığını bilmenin.
Muhammed SARI (23 Rebiülâhir 1448 - 4 Ekim 2026)