ŞAİRİN ÖLÜMÜ

Su çekecekti kuyudan 
su
yalnız su çekip 
dönecekti hanesine
su bekler 
tuz beklerdi çünkü ıyali 
ve evladı şeker
suda erir 
susuzluktan erir 
tuzlu sudan olma beşer.

Âdeti üzre, kırbayı işbâ
eylemeden
nefes payı bırakarak
ezmeden sarı çiğdemleri 
çevreninden dolanarak
selam vere vere 
dikbaşlı servilere
yürüyecekti eğri yolaktan
geceden helâl yorgunluğun 
dimağında yorgun tadı
dökünecekti su gusül
eve dönecekti usul.
 
Menzile yaklaşmıştı ki gözüne
kuyu başında hiddetle tartışan 
iki âdem-sûret göründü
âdemdiler amma 
baktıkça bir ulanıp 
bir ikizleşiyordu sûretleri
sudaki karaltılar gibi
belli ki didişiyorlardı birbiriyle 
kâlûbelâdan
kemiklerle toynaklarla pençelerle 
hücum ediyorlardı birbirlerine
biri bel’am biri yamyam
biri hindu biri çin
durun dedi bizimki durun bi’ hiç için 
yapılır mı böyle?

Şairler her şeyi 
bu kadar bilmeselerdi keşke
sananeydi bananeydi bahaneydi derken
araya gitmeseydi cennetlik gövde.

Fakat arada kaldı 
ayırmak isterken 
çarptı eli berikinin yüzüne
basıverdi ayağına diğerinin 
istemeye istemeye
ikisi de hep bu ânı beklemiş gibi
işmar edip
yöneltti öfkelerini zavallı şaire
patlattı sol kaşını birden acı bir sille
saldı saldırmayı daladı öbürü 
aniden sağ böğrüne 
oracıkta yıkılıverdi şair ama
hıncını alamadı soldaki 
hınkırıp
sunturlu tükürdü üzerine 
savurdu tekmeyi sağdaki şairin
bîbedel bedenine!

Geride 
göğerikti gök 
beride çivitten kubbenin 
sakfı kızarıyordu iyiden iyiye.

Önce kaldırıp 
kuyuya atalım dediler 
baktılar ki şairin gövdesi 
düştüğü yerde kaya gibi
öyle zorlandılar ki 
nabızlarının uğultusu 
kaynattı beyinlerini 
sonunda alelâde bir telis 
biraz çalı çırpı attılar üzerine
cinayete hakaret anlamı katan o basit o ucuz 
örtülme gereği duyulmadığını gösteren örtü
gösteren örtü evet mahsus
bıraktı şairi kuyunun başında
uzaklaştı ufukta hızlı adımlarla
iki hasm-ı câlî
iki uğursuz…

Öldü mü şair?
Yoksa 
bir şaka mıydı bu
eşeklere mahsus?

Ah şu dünya
ah şu dallarında yalnız 
ısırılmış elmalar biten ağaç
heva helvası elem elması havva anamız 
hep ağlamış ağlatmışlar 
ondan ki ağlamaklıyız an-asl 
aslı astarı yok tarih diye anlatılanların
mahşerde eli ayağı konuştuğunda tanımalı insanı asıl.

Şairin gözleri açık
hep açık olan gözleri 
şimdi daha açık
iki dünya arasından yükselen
sesin sahibini aramaktadır gözleri artık 
o sesle ki zihninde açılan ne derin vadiler 
ne ıssız zirveler müntehalar veralar var 
o ses ki açtı gözünü tıkadı ruhunu giderayak
giderayak duyarsın 
giderkendir o ses
meleğinki
“keşke duyurabilsem” diye iç geçirdi
“kanımın son damlasına 
canımın şu son hamlesi…”
fakat hem ruh hem ustalık 
yan yana bulunmaz
melek kalırsa beden 
bunun şiddetine dayanamaz
gider melek ustalığı bırakır yerine 
teselli niyetine..
şair bu
olmazdan anlamaz
taati noksan olsa da 
meleksiz yapamaz.

Şairin gözleri açık
yazık edilmiş cismi 
bekledi uzun müddet 
bekledi öyle yalıncak
ta ki kalmayıp 
nasip almayan kurt kuş 
börtü böcek…

Neden sonra 
çok sonra 
geldi hoca nasreddin 
tebessüm edip 
kıldı bahtsıza dua
durdular cenaze namazına 
ardı sıra yunus 
dirsek hizasında nef’î 
karac’oğlan 
fâtihâ.

2 Ramazan 1447 - 20 Şubat 2026