Hayatımız şu veya bu şekilde angaryaların, mecburiyetlerin tazyiki altında şekilleniyor. Kendini bu cendereden kurtarmakta zorlanan kişileri teselli için fahrisinden diplomalısına birçok insan tavsiyelerde bulunuyor. Tavsiyeler genellikle kötü hâlin geçiciliği, zannedildiği kadar kötü olmadığı argümanına dayanıyor. Gerçekten de fâni dünyada hiçbir hâl berdevam değil ve hâlimizi daha zor şartlardaki insanlarla karşılaştırdığımızda bir miktar teselli olabiliyoruz. Fakat tanımı gereği teselliler kalıcı çözüm sunamıyor. Üstelik kısa sürede eskisinden daha karanlık bir tünelde sıkışmış bulabiliyoruz kendimizi. O zaman da dönüp hıncımızı tesellilerden çıkarıyoruz.
Tesellilerin kendi başlarına müspet veya menfi olamayacaklarına inanıyorum. Hadiselerin manası, teselliyi neyin başına basamak, neyin sonuna dayanak yaptığımıza göre değişir. Kolları sıvayıp işe yeniden başlamanın ilk adımı yaparak teselli edici bir fikri toprağa ekilmiş bir tohuma dönüştürebilirsiniz. Yahut üst üste gelmiş aksiliklerin ve haksızlıkların ardından elinizde kalan tek şeyin bazı teselliler olduğunu görüp onu yere çalabilir, bütün faturayı ona kesebilirsiniz. Niyet-irade bağını gevşek tutanlar kabahati teselli edici fikirlere yüklerler. Dediklerine bakarsanız teselliler kandırmıştır onları! Evet, kelimenin sözlükteki anlamlarından biri de “unutturmak”tır. Ve evet, kucağına binip ninnisine dalarsanız gerçekten de teselliler sizi ayakta uyutabilir. Benim de oldum olası tesellilerle başım hoş değildir fakat kabahati ona yüklemek yetişkince bir tavır sayılamaz.
Tesellileri asla küçümsemiyorum, fakat övmüyorum da. Uyutmak da unutmak da bana göre değil çünkü. Böyle söyleyince ister istemez uykusuz ve huzursuz bir hayatı yücelttiğim izlenimi uyanabilir. Vakıa, hayatım uykusuz ve huzursuz geçse de bu benim tercihim değildi. Benim uykum herkesin uyuduğunu fark ettiğim gün kaçtı. Kaçış o kaçıştır. Bir yerlerde birilerinin uyumadığını bilseydim yan gelip yatmaya devam ederdim. Kimsenin bir şey hatırlamadığını, hatırlamayı bile hatırlamadığını görünce genç yaşta masanın başına oturdum. Omurgam eğrildi oturmaktan. Bunları kendime zafer payesi çıkarmak için konuşmuyorum elbette, insanların karşısına çıkıp bir halt olduğumu ima edecek kadar şuurumu yitirmedim. Uyumamaya ve unutmamaya çalışmanın, insanı, gündelik hayatın angaryalarından ve tesellilerinden daha çabuk tükettiğini vurgulamak istiyorum sadece. Şayet yükü hafifletecek ortamınız veya ortağınız yoksa geriye görünüşte iki yol kalıyor: Ya yükü bırakacaksın ya yürümeyi!
Allah yükü bıraktırmasın, yürüyüşü durdurmasın. Başında ve sonunda zayıf nefsim için duam budur. Yüküm ve yolum beni ben yapan şeydir, nasıl bırakırım? Öyleyse yola yüklü devam etmenin yolunu bulmak lazım. Bu noktada genelgeçer çözümler pek işe yaramayacaktır. Benim yola devam etme çözümüm uykusuz ve huzursuz hayatıma yakışır bir formüle dayanıyor: Sıfır motivasyon, yüzde yüz performans! Bu (artık) gizli (olmayan) formülü izah etmeme gerek kalmadan anlayanlarla bir tür ruh akrabalığımız olduğuna eminim. Formülü paylaştığım diğer insanlarsa genellikle kahkahayla veya acıyan bakışlarla karşılık vermiştir. Bunun anlaşılır sebepleri var: Formül kendi içinde sıfıra müncer bir matematiğe dayandığı için absürd görünüyor. Çünkü nereden bakarsanız bakın “sıfır motivasyon”la yapılan işlerin sıfırdan başka sonuç vermesi imkânsızdır. Öte yandan, sonucun sıfır olacağını bile bile “yüzde yüz performans” göstererek kendini hırpalayan birini görmenin yürek burkan, kafaya yatmayan bir yanı vardır. Acıyanlar, çabalayanın akılsızlığına mı yoksa onca emeğin heba olmasına mı acımaktadır, bu da ayrı bir bahis. Fakat formülü icat eden kişi olarak benim ruh durumum ikisine de uymuyor. Aynaya baktığımda acınası veya gülünesi hâlde bir adam görmüyorum.
Hayat gayen nedir deseler gülünecek ve ağlanacak hâle düşmeden göçüp gitmektir derim. Sırf beni motive edecek şeyler yok diye çalışmayı bırakırsam gülünecek ve ağlanacak hâle düşmem an meselesidir. Ve henüz çalışabilirken bunun hakkını vermezsem aynada kendime ağlamadan veya gülmeden bakamaz hâle gelirim. Şimdi de patronların bayıldığı “çalışkanlık türküsü” mü söylemeye başladın diyebilirsiniz. Niyetim bu değil. Çalışkanlığın amacı aferin almak olmadığı gibi isteksizliğin sebebi de aferin yokluğu değil. “Gayret bizden tevfik Allah’tan” sözü size ne anlatıyor bilmiyorum. Ben bu sözden tesellinin yerine tevekkülü koymam gerektiğini anlıyorum. Motivasyonum sıfır çünkü ahaliyi iş, eş, aş uğruna motive eden şeyler bana mânâlı gelmiyor. Dünya hayatını mümkün kılan ilişkilere sûretâ ve eğreti biçimde bağlıyım. Yüzde yüz performansla çalışıyorum çünkü ecrimi verecek olan “sıfırı bir yapmaya muktedir olan yegâne varlık”tır. Günü gelince hakkımı korumaya ondan sağlam vekil, borcumu ödemeye ondan sağlam kefil bulamam. İşte rasyonel toplamı sıfıra müncer olan formülümün ahlâkî neticesi “bir” olabilmekten ibarettir. “Bir” olabilirsem her şeyler benim olmuş demektir. “Bir” olabilirsem kovanım yağma olsun. Gerçekçi olup imkânsızı istemenin sırrı budur.
Muhammed SARI (16 Şevval 1447 - 4 Nisan 2026)